11 Mart 2009 Çarşamba
03 Mart 2009 Salı
Mavi Bisiklet
Geçen sene bugün muşa gelmiştim...
O zamanlarda Öğrencilerimden neşe'nin bulduğu bir şarkıyı dinliyordum...
Muşa gelişim ne zaman bahse gelse bu şarkıda hemen arkasından gelecektir...
O zamanlar hayat bir beyaz buluttu
Fesleğen kokan bahçeniz eviniz bize komşuydu
Boyası dökülmüş mavi bisiklete binerdin
Camlara koşar bakınırdım, gülümseyip geçerdin
Sana gizli bir sevda beslerdim
Anlarsın diye çok korkardım
İçimde bir yürek değil bir kuş vardı
Ardından kanatlanıp uçardı
Ara sıra aklımdan geçer senin mavi bisikletin
Zaman bize öğretir de gider gider gider gider
Yarası geçmez sevmelerin....
28 Şubat 2009 Cumartesi
Murat Boz-Özledim
Uzun zamandır yeni çıkan şarkıları takip ediyorum.Hatta Üniversite yıllarında yeni çıkan albümlerden hit çıkacak şarkıları bile seçerdim ve genelde tutardı...
Kısa zamanda videodaki murat boz şarkısı da hit olacaktır...
Ben özledim galiba seni,bu yüzden bu kadar sitemlerim...
23 Şubat 2009 Pazartesi
Filmler üstüne
Aşk Tutulması Fenerbahçeye taraftar toplamak için yapılmış bir film gibi. Bolca Fenerbahçe'nin Şükrü Saraçoğlu'nun reklamı yapılamakta.Güzel eğlenceli bir film.Güzel klasik türk filmleri tadında güzel bir film...
Güneşin Oğlu mucize olmasını beklerken mucizenin ortasında kendini bulan bir adamın hikayesi kısaca izlemediğinizde bişey kaybetmeyeceğiniz bir film...
Geçen günler
Kayda değer bir şeyler bulduğunda yazacaktır ama internette yazılan yazıları okumaktan facebookda paylaşılan videoları izlemekten(!) pek de birşeye bulaşamamaktadır.Bu arada sevmeye başladım bu 2. ağızdan yazı yazmayı....Bu akşam izlediğim filme geçen bir Zeki Müren şarkısı dinlemekte...
Sanmaki hikayesi su titreyen dalların düşen yaprakla biter
27 Ocak 2009 Salı
25 Ocak 2009 Pazar
Kısa bir ara...
Görüşmek üzere...
21 Ocak 2009 Çarşamba
Emegini Bilmeyenlerle Sakin Sunma Ve Asla Bilmeyenle Tartisma...
Hindistanda çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve O nu "Renklerin
Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş.
O'nun yetiştirdiği bir ressam olan Racici ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş. Ondan
resmini değerlendirmesini istemiş.
Ranga Guru ise; " Sen artık ressam sayılırsın Racaçi. Artık senin resmini halk değerlendirecek" diyerek, resmi şehrin en kalabalık
meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere
çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş.
Raciçi denileni yapmış ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görömüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor.
Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo, kırmızıdan bir duvar sanki.
Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru, üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini
önermiş. Raciçi, yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş.
Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru. Ama bu defa yanına bir paket dolusu çeşitli renklerde yağlı
boya, bir kaç fırça ile birlikte... ve yanına, insanlardan; beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte
bırakmasını istemiş.
Raciçi, denileni yapmış. Bir kaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da
kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.
Ranga Guru ise; "Sevgili Raciçi, sen, birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile
karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. Oysa ikinci konumda, onlardan;
hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu
düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi. Sevgili Raciçi, mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. Emeğinin karşılığını, ne
yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur. Sakın emeğini bilmeyenlere
sunma ve asla bilmeyenle tartışma" demiş.
18 Ocak 2009 Pazar
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme!
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.
Ey, makamı var ve yokun üstünde olan
Sen varlık sahasını terk ediyorsun, etme.
Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.
Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
Sen zehri şeker, şekeri zehrediyorsun, etme.
Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey Hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme!
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun? Etme!
İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
MEVLANA
13 Ocak 2009 Salı
Barış Manço Hayır
"Yokluğunda alıştım ben yanlızlığa"
bu kadar iyi sözlerle bu kadar güzel şarkılar yaptı...
Gecenin bi saatinde nerelerden hüzenlere boğdu dinleyenleri...
Nasıl böylesine rahatsın ki sanki hiçbir şey olmamış gibi
Yıllar boyu ümitsizce seni bekledim geldin mi ki
Bir gün olsun kapım çalıp halim nedir sordun mu ki
Çek ellerini ellerimden çek gözlerini gözlerimden
Bunca yıllardır yokluğundan alıştım ben yalnızlığa
İçimde bir çok şey kırıldı çok geç artık dönme bana
Hayır hayır boşuna yalvarma inanmıyorum sana
Hayır hayır gözyaşına da hayır inanmıyorum sana
Hayır hayır yüzbin kere hayır acı çektirme bana
Hayır hayır yüzbin kere hayır inanmıyorum sana
Sen hiçbir zaman dost olmadın
Hiçbir zaman destek olmadın
Yıllarca hep sustum ama bir tek şey istiyorum senden
Onurlu bir yabancı gibi lütfen artık çık git bu evden
Hayır hayır boşuna yalvarma inanmıyorum sana
Hayır hayır gözyaşına da hayır inanmıyorum sana
Hayır hayır yüzbin kere hayır acı çektirme bana
Hayır hayır yüzbin kere hayır inanmıyorum sana
12 Ocak 2009 Pazartesi
Facebook grupları…
Grup davelerinden artık gına gelmeye başladı gerekli gereksiz herşeye grup yapmaya başladılar.Bununla beraber bir de yanıgılar başladı…Vay efendim,
- FACEBooK Profillerin Hepsini Görebilirsiniz (Arkadaş olmanıza gerek yok)
- Facebook'ta Şu Anda Profilinize Kimler Bakıyor? Öğrenmek İstermisiniz?
- Arkadaşlık teklifinizi kabul etmeyenleri öğrenmek istermisiniz.
- facebook ta şimdiye kadar kim sizin isminize bakmış öğrenmek istermisiniz
gibi gruplara girenler sanki istediklerine ulaşabiliyorlar…Böyle gruplara aldanmayın yok böyle bişi…Bana da bu gibi grupalara katılma davetlerini göndermeyi bırakın…
07 Ocak 2009 Çarşamba
Ödünç Hayatlar
Gezdiğim bloglardan birinde, güzel bir şiirle rasladım…
Ödünç alınmış hayatlar yaşıyoruz,
Hiç itiraz etmeden.
Ne yaşayan, ne yaşatan şikayetçi,
Sanki herkes memnun bu durumdan.
Ödünç alınmış hayatlar yaşıyoruz,
Noktası olmayan,
Virgül üstüne virgül konan,
Uzadıkça uzayan,
Yüklemsiz cümleler gibi;
Okumuş olmak için okuduğumuz.
Ödünç alınmış hayatlar yaşıyoruz,
Kaybettiklerimizi bilmeden,
Belki de bilip önemsemeden,
Yaşamaya devam ettiğimiz.
Ödünç alınmış hayatlar yaşıyoruz,
Mutluluk yazan,
Hüzün imzalayan.
Başı mutluluk,
Sonu hüzün olan...
Yazar:Güneşin Güncesi
01 Ocak 2009 Perşembe
Çıkarını Düşünemeyenler…(Oğuz Atay)
Bir türlü başlayıp bitiremedim,2 kez tekrar başlamak için planlar yaptığım kitabın okuduğum bölümler içinde olmayan bir bölüm...
...çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır.
her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır.
yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır.
kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır.
bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır.
Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır.
Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.
Ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir.
Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır.
Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir.
Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır.
Hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir.
Kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayacaklardır.
Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir.
Duygu alıverişinden nasipleri olmayacaktır.
Duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır.
Çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir
Güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır.
Hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir.
Böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir.
Aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir, çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarları yokmuş da bir şey beklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır.
Onlar da bu saldırılara bir karşılık bulamayacaklardır.
Kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını onlar da açık ve seçik olarak göreceklerdir.
İşte o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayacaktır.
Kendilerini öldüremeyeceklerdir.
Onlara anlatılacaktır ki, böyle bir davranış bütün yaşamlarıyla çelişki içindedir, gerçekle ilgisi yoktur: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar.
Bu hiçbir şeyi değiştirmez.
Onlar, bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir.
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır?
Hayattan çıkarı olmamak, hem tanrının hem de insanların gözlerinde affedilmez bir suçtur; gelişip yayılmaması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır.
Bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji, bütün psikoloji, kısaca bütün lojiler, hayatın çıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar.
"Ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için "babamı bile tanımam" diyeceksiniz. Kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!
Not:Tutunamayanlar romanından alıntıdır…